FUAT SEZGİN HOCANIN ARDINDAN

6 Kasım 2018
15:54

Bülten Yazımız

İslam bilim tarihi sahasında başlattığı öncü çalışmalarla alana büyük birikim ve ufuk kazandıran Fuat Sezgin’in vefatının ardından kendisini anmak ve çalışmalarını anlamak üzere 19 Temmuz 2018 tarihinde İSAR Konferans Salonu’nda düzenlenen konferans, Mürteza Bedir’in moderatörlüğünde, Zekeriya Güler ve Hasan Umut’un konuşmacı olarak katıldığı üçlü bir oturum halinde gerçekleştirildi.

Konferansın başlangıcında Mürteza Bedir, birçok fazileti ile bu dünyadan ayrılırken arkasında hoş bir sada bırakan ve gerek çalışma azmi gerek ortaya koyduğu eserleri ile kendisinden sonra gelenler için önemli bir örnek oluşturan Fuat Sezgin’in hayatını kısa bir özet halinde aktardı. Bu özet içerisinde Sezgin’in hayatının önemli safhaları arasında dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde geçirdiği yıllar, Almanya’dan Türkiye’ye gelen ünlü şarkiyatçı Helmut Ritter’in bilimlerin temelinin İslam bilimlerine dayandığını söylemesiyle İslam bilim tarihi alanına yönelmesi ve onun danışmanlığında gerçekleştirdiği doktora tezi, 1960 darbesinde hükümet tarafından hazırlanan ve 147 akademisyenin üniversitelerden men edildiği listede kendi adının da bulunması üzerine İstanbul Üniversitesi’ndeki görevinden ayrılmak zorunda kalarak Frankfurt Üniversitesi’ne geçmesi, ardından Goethe Üniversitesi’nde Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ile müzesini kurması, eserleri arasında yer alan Geschichte des Arabischen Schrifttums (GAS), Gülhane Parkı’nda kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi gibi maddeler üzerinde duruldu.

Hızlandırılmış bir Fuat Sezgin kronolojisi mahiyetindeki bu özetin ardından söz alan Zekeriya Güler, Sezgin’in Buharî’nin kaynakları üzerine hazırladığı doçentlik tezinin oryantalistlerin Buharî’nin herhangi bir kitabî kaynağı olmadığına yönelik iddialarına cevap teşkil ettiğini ve Ebû Ubeyde Me’mar b. el-Musennâ’nın Mecâzu´l-Kur’ân’ı gibi Buharî’nin yazılı kaynaklarını ortaya çıkardığını belirtti. Güler, Sezgin’in ahkamı delillendirme anlamında tahkik ve delilleri başka delillerle sınama anlamında tetkike büyük önem verdiğine değindikten sonra kendisine yöneltilen tenkitlere de değindi. Kim olursa olsun bir âlimin mutlaka tenkit edilebilecek bir tarafının ortaya çıkarılabileceğini belirten Güler, bunun ardından Sezgin’in ortaya koyduğu kıymetli çalışmalarıyla ilim talebeleri için gerçekten önemli bir örnek teşkil ettiğini vurguladı.

Güler’in ardından söz alan Hasan Umut, ilk çalışmalarını hadis ilmi ve İslamî ilimler üzerine gerçekleştiren Sezgin’in çalışmalarının ağırlık noktasının bir müddet sonra genel İslam kültürü ile tabii bilimler tarihi alanlarına kaydığını belirtti. 1960 darbesinden sonra Frankfurt’a giden ve Frankfurt Üniversitesi Bilim Tarihi Enstitüsü’nde misafir doçent olarak çalışmaya başlayan, ardından 1966 yılında profesör olan Sezgin’in 1982 yılında Goethe Üniversitesi’nde Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü (Institut für Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften) ve 1983’te de bu enstitünün müzesini kurduğuna işaret eden Umut, Sezgin’in 1978 yılında Kral Faysal Ödülü’ne layık görüldüğünü hatırlattı. Bunun yanı sıra büyük bir kısmı edisyon olmak üzere yaklaşık 1450 eser ile Müslümanların icat ettiği yaklaşık 800 bilimsel aletin replikalarını hazırlayan Sezgin’in, üzerinde etkili olan Alman geleneği dolayısıyla Alman oryantalizmi içerisinde anlaşılabilecek bir isim olduğunu belirten Umut, Sezgin’in Alman oryantalizmi içerisinde bir Müslüman olarak Müslümanların tarihî birikimini iyi niyetlerle ortaya koymaya çalıştığının da özellikle altını çizdi. Ardından Carl Brockelmann’ın Arap-İslam literatürü tarihi alanındaki üç ciltlik biyo-bibliyografik eseri olan Geschichte der Arabischen Literatur’ü (GAL) geliştirmek üzere başladığı Geschichte des Arabischen Schrifttums’un (GAS) yine Arap-İslam literatürü tarihi alanında 17 ciltlik ve birkaç alan hariç miladi 11. yüzyıla kadar gelen çok detaylı bir biyo-bibliyografik eser olduğu üzerinde duruldu. Kur’an ve hadis ilimleri, tarih, fıkıh, kelam, şiir, tıp, farmakoloji, zooloji, veterinerlik, simya, kimya, botanik, ziraat, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji, dilbilgisi, matematiksel coğrafya, İslam’da kartografya gibi ilim dallarında verilmiş eserlerin detaylı bir sicili niteliğindeki bu değerli eser, gerçekten de bugüne kadar sahasında yazılan en kapsamlı eser olarak nitelendirilmektedir. Bunlara ek olarak Hasan Umut, Sezgin’in coğrafya alanına özel bir ilgisi olduğunu ve hazırladığı geniş kapsamlı eserlerle Müslüman denizcilerin Colomb’dan önce Amerika kıtasını keşfetmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu ve Batı’nın haritacılığının Müslümanların ortaya koyduğu eserlerden beslendiği düşüncesini hatırlatarak bu iddiaların ne yazık ki literatürde pek ilgiyle karşılanmadığını, bunda ise Batı’nın sahip olduğu önyargıların büyük ölçüde etkili olmuş olabileceğini kaydetti.

Ardından tekrar söz alan ve kendisine kadar gelen literatürü araştırmacıların kolay ulaşabileceği bir formatta hazırlamasından ötürü Sezgin’in “modern bir İbnü’n-Nedîm” olarak vasfedilebileceğini belirten Bedir, bıraktığı kıymetli eserler, hatıralar ve sergilediği örnekliği ile kendisinin hepimiz açısından büyük önem taşıyan bir şahsiyet olduğunu yineleyerek programı sonlandırdı.